Mademki bugün gribin ve virüslerin sebep olduğu öbür akut solunum yolu hastalıklarının hiçbir özgül tedavisi yoktur (daha çok koruyucu bir ilâç olan ve bu hastalıklara yol açan birçok virüs üzerine etkisi bulunmayan amantadınden başka), bireyi ve topluluğu bu bulaşıcı hastalıklara karşı koruma'yı sağlayan yöntemlerin araştırılmasına yönelinmesi doğaldır. Bu hastalıkların toplumsal ve iktisadî önemi gözönüne alınınca, salgında hastalanan birçok kişiye bakmaktan çok bir salgının patlak vermesini önlemek önemlidir.
Gribin ve akut solunum yolu hastalıklarının kuluçka dönemi kısa sürer; bu hastalıklar genellikle birdenbire başlarlar; bulaşıcılıkları çok yüksektir: aynı nedenlerle, ayırma ve karantina tedbirleri'nin de etkili olma şansı azdır.
Bununla birlikte, bir grip salgını patlak verdiği zaman, toplumsal hayatın yarattığı ilişkileri sınırlayarak, okulları kapayarak, aşırı kalabalık ve havasız yerlerde toplanmamayı öğütleyerek grip salgınının yayılmasına karşı belli bir ölçüde savaşılabilir.
Grip Olunca Ne Yapmalı
Bir gribin yada hattâ bir «büyük nezle»nin ilk belirtilerini duyan kişilerin;
evden çıkmama ve böylece hemcinslerini bulaştırmaktan kaçınma anlayışına sahip olmaları gerekir;
bu kişilerin aksırırken ve öksürürken ellerini yüzlerine kapamaları, kâğıt mendil kullanmaları, kullandıkları mendili hemen atmaları gerekmektedir.
Kapalı yerlerin (atölyeler, bürolar, gösteri salonları, v.b.) ültraviyole ışını lambaları kullanarak yada antiseptik sıvılar (propilenglikol gibi) püskürterek dezenfekte edilmesi öngörülür;
Ültraviyole ışınlarının ve antiseptik buharların solunum yolu virüslerini hızla etkisiz kıldığı bilinmekle birlikte, bu tedbirlerin çok etkili olacağını ileri sürmek mümkün değildir. Bu tedbirlerden bir yarar sağlayabilmek için, onları büyük Ölçüde uygulayabilmek gerekirdi. Kapalı yerleri temizleme yöntemleri, süpürürken fazla toz kaldırmaktan kaçınmayı gerektirir. Kapalı yerlerin daha iyi havalandırılmasını sağlamak da bu tedbirler arasındadır.
Hasta mümkünse yatakta istirahat etmelidir.
Mutlaka bol sıvı tüketmelidir (su,meyve suyu,süt, asitli olmayan ve kafeinsiz içecekler).
Hasta beslenmesine özen göstermelidir.
16 Temmuz 2009 Perşembe
Grip İçin Koruyucu Yöntemler,Öneriler
Gönderen Unknown zaman: 11:22 0 yorum
Etiketler: akut solunum yolu hastalıkları, grip, grip için, grip için koruyucu yöntemler, grip olunca, ne yapılır, ne yapmalı, nezle, öneriler
15 Temmuz 2009 Çarşamba
Grip Tedavisi
Sülfamitlerin ve antibiyotiklerin (penisilin, streptomisin, v.b.) keşfinin, son otuz yılda, bulaşıcı hastalıkların tedavisinde ne ölçüde devrim yapmış olduğunu herkes bilir.
Eskiden bulaşıcı hastalıklar her zaman öldürücüydü, hastalıklar uzun ve sonu belirsiz bir tedaviyi gerektiriyordu; bugün listesi gittikçe kabaran kimyasal ürünler sayesinde hastalıklar genellikle çabucak iyileşiyor. Bulaşıcı hastalıkların kimyasal tedavisi, akıl hastalıklarının kimyasal tedavisi ve —genellikle iyi sonuç veren— bazı kanserlerin, Özellikle de lösemilerin kimyasal tedavisi gibi.
Bununla birlikte, şimdiye kadar kimyasal tedaviye topluca direnen bir alan vardır, bu alan virüslere bağlı hastalıkların alanıdır; bu virüslerin bazıları akut solunum yolu hastalıklarının kesinlikle nedenidir.
Doğal kaynaklı olan yada kimyacılarca yapay olarak elde edilen binlerce ürün, virüse bağlı hastalıkların etkin kimyasal tedavisini ortaya koyma umuduyla hem birçok virüsün hücre kültürlerinde yada embriyonlu yumurtada çoğalması üzerindeki hem laboratuvar hayvanlarının bu virüslerle bulaşması üzerindeki engelleyici etkinlikleri açısından incelenmiş de olsa, bugüne kadar alman somut sonuçlar çok sınırlı oldu. Özellikle çiçekte ve çiçek aşısı komplikasyonlarında koruyucu etkisi olan yada uçuk virüsüne bağlı göze ait bulaşıcı hastalıklarda, bu virüsün sebep olduğu ansefalitlerde yada su çiçeğinin ve zonanın ağır şekillerinde tedavi edici etkisi olan birkaç ürün bulunmuştur.
Gönderen Unknown zaman: 11:23 0 yorum
Etiketler: akut solunum yolu hastalıkları, antibiyotik, bulaşıcı hastalık, grip tedavisi, kanser, lösemi, penisilin, Sülfamit
12 Temmuz 2009 Pazar
Grip Nasıl Olunur?

Grip oluşumuz, soluduğumuz havadan, hasta yada kuluçka döneminde bir kişinin çıkardığı grip virüsü tanelerinin burun deliklerimizden girmesini izler. Bu virüs taneleri burun mukozamızın hücrelerine girer, sonra burun boynuzcuklarını örten tüylü hücrelere, soluk borusuna, bronşlara girer: buralarda hızla çoğalır ve yeniden oluşan virüsler aynı mukozanın öbür hücrelerine yayılır. Bu dönemde henüz hiçbir belirti duymadığımız halde, her konuştuğumuzda, her öksürdüğümüzde, her sümkürdüğümüzde havaya grip virüsüyle yüklü damlacıklar fırlatırız: böylece, çevremizdekilere bilmeden bulaştırırız. Bu kuluçka dönemi ortalama kırk sekiz saat sürer. Bu dönemin sonunda, bulaşma, hücreleri yıkarak ya da onların işlevlerini bozarak yeter derecede tutmuştur; üremiş olan virüs kitlesi grip belirtilerinin kendini duyurmaya başlaması için yeterince büyümüştür. Grip virüsü ancak solunum mukozası hücrelerine girebildiğinden, grip virüsüyle bulaşma insanda tamamen yerel bir bulaşma olduğu için, grip genellikle önemsiz bir hastalıktır. Grip virüsü daha ciddi bir hastalığa sebep olarak insanın akciğerleri düzeyinde nadiren çoğalır.
İnsanda gribin akut dönemi bildiğimiz gibi ancak birkaç gün sürer: belirtiler hızla iyileşir ve kaybolur; hasta bulaştırıcı olmaktan da hızla uzaklaşır; bir gripliden hastalığın başlangıcında grip virüsünü ayırmak, hasta iyileşmeye başladığı zamankinden çok daha kolaydır. Bu kendiliğinden iyileşme nasıl meydana gelir? Bugün bu konuda geniş bilgimiz yoktur: bir yandan bulaşmaya duyarlı bütün hücreler kaplandıkları ve virüs quoîa'larını meydana getirdikleri zaman «yakıt yokluğundan ateşin söndüğü» sanılır; bulaşmış hücrelerin virüs çoğalmasını önleyecek bazı koruyucu maddeler çıkardığını düşünenler de haklıdır.
Grip hastalığının genellikle meydana getirdiği ateş de bulaşmanın yayılmasını denetlemede bir öğedir: grip virüsleri hücre içi çoğalmada 36-38°C arasında bulunan bir optimal ısıya sahiptirler; 39-40°C'm üstünde çoğalmaları büyük ölçüde durur.
Bütün vakalarda bulaşıcı hastalık geçerken, hasta virüs karşısında özel bir direnç kazanmıştır, hastalığın başlangıcından birkaç hafta sonra en yüksek ölçüde olan bu direnç daha sonra yavaş yavaş azalır. Gribe üstüste birkaç kere tutulmanın çok nadir olduğu, bir salgın sırasında ortaya konmuş bir doğrulamadır.
Bu dönemin sonunda, bulaşma, hücreleri yıkarak ya da onların işlevlerini bozarak yeter derecede tutmuştur; üremiş olan virüs kitlesi grip belirtilerinin kendini duyurmaya başlaması için yeterince büyümüştür. Grip virüsü ancak solunum mukozası hücrelerine girebildiğinden, grip virüsüyle bulaşma insanda tamamen yerel bir bulaşma olduğu için, grip genellikle önemsiz bir hastalıktır. Grip virüsü daha ciddi bir hastalığa sebsp olarak insanın akciğerleri düzeyinde nadiren çoğalır.
insanda gribin akut dönemi bildiğimiz gibi ancak birkaç gün sürer: belirtiler hızla iyileşir ve kaybolur; hasta bulaştırıcı olmaktan da hızla uzaklaşır; bir gripliden hastalığın başlangıcında grip virüsünü ayırmak, hasta iyileşmeye başladığı zamankinden çok daha kolaydır. Bu kendiliğin¬den iyileşme nasıl meydana gelir? Bugün bu konuda geniş bilgimiz yoktur: bir yandan bulaş¬maya duyarlı bütün hücreler kaplandıkları ve virüs quoîa'larını meydana getirdikleri zaman «yakıt yokluğundan ateşin söndüğü» sanılır; bulaşmış hücrelerin virüs çoğalmasını önleyecek bazı koruyucu maddeler çıkardığını düşünenler de haklıdır.
Grip hastalığının genellikle meydana getirdiği ateş de bulaşmanın yayılmasını denetlemede bir öğedir: grip virüsleri hücre içi çoğalmada 36-38°C arasında bulunan bir optimal ısıya sa¬hiptirler; 39-40°C'm üstünde çoğalmaları büyük ölçüde durur.
Bütün vakalarda bulaşıcı hastalık geçerken, hasta virüs karşısında özel bir direnç kazanmıştır, hastalığın başlangıcından birkaç hafta sonra en yüksek ölçüde olan bu direnç daha sonra yavaş yavaş azalır. Gribe üstüste birkaç kere tutulmanın çok nadir olduğu, bir salgın sırasında ortaya konmuş bir doğrulamadır. Birinci tutulma bizde belli bir bağışıklık durumu yaratmıştır. Şimdi de bu bağışıklık üzerine konuşmamız gerekiyor.
Burada genel bir olgu söz konusudur, İnsanda ve hayvanlarda, organların dokularını, bu dokuları meydana getiren hücreleri kendilerine «yabancı» olanı tanımaya ve bu yabancıya karşı bütün bir savunma sistemini harekete geçirmeye yetenekli bir mekanizma vardır. Bu yüzden maymundan alınan bir deri parçası insana koyulamaz: konulan parça tutmaz, hızla geri atılır.
Elbette bir organizma ilişkiye girdiği bütün yabancı maddelere karsı kendini savunmaz. Eğer bövle olsaydı, yasamak da beslenme olguları da özellikle imkansızlaşacaktı. Çok karmaşık bir konuyu iyice basitleştirerek canlı organizmanın (düşünceyi toplamak için omurgalılar diyelim) dokularının içine giren yabancı proteinlere karşı geçtikleri söylenebilir.
Organizmada bir savunma tepkisi yaratmaya yetenekli olan bu yabancı proteinler, antijenler diye adlandırılır: organizma da, dokularda ve dolaşan kanda varolan, antijenlerle birleşerek onları nötrleştiren ve antikorlar diye adlandırılan Özgül proteinler (gamaglobülinler) meydana getirerek kendisini savunur. Antikorların oluşması bağışıklık denen şeyin de temelidir.
Bağışıklık, elbette, dolaşan kanda ve mukozalar düzeyinde bulunan antikorların meydana gelmesiyle tamamen açıklanamaz; özel hücreleri (lerfositler ve makrofajlar) dokularda harekete geçiren hücre mekanizmaları da" virüslü bulaşıcı hastalıklara ve öbür bulaşıcı hastalıklara dirençte (doğuştan direnç yada sonradan kazanılmış direnç) bir ölçüde etkilidir.
Antikorları belirleyen, onların bu sıkı özgüllük'leridir: antijenlerle antijenlere karşı gelişen antikorlar arasında bir kilitle bu kilidi açan anahtar arasındaki ilişkinin aynısı vardır. Özel olarak, belli bir antijenle birleşme yeteneğinde olan bir antikor, kimyasal yapısı bu antijeninkinden farklı olan herhangi bir antijenle birleşemez. Antijenler, gördüğümüz gibi, genellikle proteinlerdir.
Bu proteinler aralarında sonsuz bir farklılık gösterebilirler: bunlar sonunda bir inci kolyedeki gibi dizilmiş olan amino asit moleküllerinden oluşmuş uzun zincirlerdir ve doğada yirmi tip farklı amino asit vardır. Romen alfabesinin yirmi altı harfiyle bu alfabeyi kullanan bütün dillerin bütün kelimelerini meydana getirmek mümkündür, aynı şekilde bu yirmi amino asidi uç uca koyarak kuramsal olarak pek çok değişik proteinler elde edilebilir.
Bu proteinlerin herbiri kendilerini yabancı sayan yani onları normal olarak kendinde içermeyen bir organizmada bir antijen gibi davranırlar ve özgül bir antikorun oluşumunu sağlarlar.
Grip virüsü gibi ültra-virüsler büyük ölçüde proteinlerden meydana gelmiştir ve bu proteinler bir virüs tipini öbüründen ayırır.
Gönderen Unknown zaman: 06:44 0 yorum
Etiketler: grip belirtileri, grip hastalığı, grip nasıl olunur, grip olmak, grip virüsü
Virüsün Yapısı, Virüs Nasıl Anlaşılır?
Bu genel belirlemeden sonra, daha özel olarak sorabiliriz: virüs nasıl bir şeydir, nasıl anlaşılır? Grip virüsü mikroskopla görülmez, ama bu mikroskopa göre çok daha yüksek bir büyütme olanağı olan elektronik mikroskopla incelenmesi mümkündür. Virüs, çapı 100 - 120 milimikron arasında değişen oldukça düzenli, yuvarlak tanecikler biçiminde görünür (1 milimikron 1 mikronun binde biridir, 1 mikron da 1 milimetrenin binde biridir; öyleyse, 1 milimikron 1 milimetrenin milyonda biridir).
Bir gram saf virüs elde etmek için ortalama 10J tane virüs gerekir: bu miktarda virüs hazırlamak için 10 OOO'den fazla embriyonlu yumurta bulaştırmak ve 100 litre alantoidiyen sıvı toplamak gerekir...
Grip virüsü, çap olarak, insana bulaşma yeteneğinde olan en büyük virüsler (çiçek) ve en küçük virüsler (çocuk felci) arasında bir yer alır (bk. tablo I). Grip virüslerinin son yıllarda çeşitli bileşenlerinin kimyasal ve işlevsel ayrıştırmasıyla birlikte elektronik mikroskopla incelenmesi, bu taneciklerin karmaşık mimarisinin ayrıntılarıyla ortaya çıkmasını sağladı. Virüs zarı (hücresel zardan türeyen virüs, bulaştığı konak hücreden bir tomurcuklanma süreciyle çıkar), virüsün içinde çoğaldığı hücrelerinkiyle aynı yapıda olan lipitlerden (yağlı maddeler) ve virüse özgü olan proteinlerden oluşmuştur. Zarın bu proteinleri esasta iki tiptir ve sıkı bir mozaik meydana getirir: dikdörtgen iskeletler biçiminde toplanmış olan bu proteinlerden biri hemagiü linin'dir. Virüs alyuvarların üzerinde bununla kendini tutar, aynı virüs taneciği birçok alyuvar arasında köprü yapabilir, böylece paketlerin oluşumunu sağlayarak aglütinasyon yapar.
Grip virüsü zarının öbür proteini mantar biçiminde çıkıntılardan meydana gelir: bir enzimin özelliklerine sahip olan ve bir maya gibi hücre zarının mukoproteinlerini ve mukopolisakkaritlerini tutmaya yetenekli olan (yeni oluşmuş virüslerin hücreden çıktıkları anda) işlevsel bir protein sözkonusudur; bu enzim, mukoproteinlerin nöıaminik asit yığılmalarını seçerek böler, onun nöraminidaz adı buradan gelir.
Bu virüs zarının içinde, sivri dikenli yeşil kabukla sarılı bir kestaneyi andıran bir proteinler ve ribonükleik asit (ARN) kompleksi bulunur, virüsün ribonükleoproteini çok sıkı bir yay gibi yumaklanmıştır ve ona nükleokapsit adı verilir. Nükleokapsitin ribonükleik asidi virüsün kimliğini taşıyan genetik maddeler oluşur; bunlar bu ARN'in değişmeleridir, bunlar bir virüs topluluğunda rastlantısal olarak «kalıtımsal» değişmeleri belirleyebilirler. Hemaglütinin ve nöraminidaz, bu iki protein, virüsün zarında iyice biçimlenmişlerdir, virüsün hücrelerde tutunmasında ve bulaşmış hücreden yeniden oluşmuş taneciklerin çıkışında önemli bir rol oynar.
Grip virüslerinin geniş ailesinde ve benzer bir mimarisi olan öbür virüslerde ribonüleoprotein, hemaglütinin ve nöraminidazın yapısı örneğin belli bir salgına sebep olan belli bir virüsü tam olarak belirlemeye bir an için yeter; bunlar sonunda bir grip virüsünün parmak izleridir.
Gönderen Unknown zaman: 06:27 0 yorum
Etiketler: grip virüsü, grip virüsünün insana bulaşması, nöraminidaz, nükleokapsit, virüs nasıl anlaşılır, virüs zarı, virüsün yapısı
Mikrop Nedir? Grip Mikrobu Nedir?
Mikroba gelince, örneğin veba basili, çoğalır, ilkin boyunun büyüdüğü görülür, sonra ortadan bölünür ve iki yavru mikrobun doğuşunu sağlar, bu yavru mikroplar da çoğalırlar. Virüsünkiyle benzer hiçbir yanları yoktur: virüs, ilişkiye girdiği canlı hücrenin içine girer; ilkin bütünüyle girmez, maddesinin bir kısmını, «nükleik» denen bir asiti enjekte etmekle yetinir (çünkü, kimyasal olarak bunlar canlı hücrenin çekirdeğinde bütün hücresel işlevi düzenleyen ve kalıtımsal geçişi sağlayan maddelere benzerler) Virüsün bu kısmının enjeksiyonunu izleyen birkaç saatlik süre içinde hiç bir şey hücrede yabancı bir şeyin varlığını göstermez... Bununla birlikte, virüsün nükleik asiti hücreye girer, orada hücreyle iyice karışır, bir sabotajcı gibi çalışır: hücrenin işlevini bozar, normal nıetabalizmasınt saptırır, düzeni bozulan hücre virüs üretmeye koyulur, duruma göre virüs açıkça yada belirsizce hücreden çıkar ve başka hücrelere bulaşmaya gider. Canlı hücre, bir kalıp aracılığıyla belirli bir örneğe göre nesneler üreten incelikli bir makine gibi işler; bu kalıbın yerine bir başka kalıp konursa, makine ilkinden değişik nesneler üret¬meye koyulacaktır. Bir hücreye giren virüs bu hücrenin yapısal normal kalıbının yerine kendi özel kalıbını kor: hücre artık kendi normal kimyasal işlevlerini yapamayacak, tersine virüsle birleşecektir, virüs başka hücrelere bulaşmaya gidecek, böylece hücrelerden oluşan organın yada dokunun işlevini felç edecektir. Virüsün solunum yolları mukozası hücreleri için (grip virüsü), sinir hücreleri için (çocuk felci virüsü) sahip olduğu eğilimlere göre solunum sisteminin yada sinir sisteminin işlevi bozulacaktır sonunda; o zaman birçok hücreye virüs yayılacak ve böylece etkili olan virüse göre az yada çok Önemli değişik belirtiler ve hastalıklar ortaya çıkacaktır.
Hayvansal bir dokuda bulunan canlı hücrelerin sayısı üzerine fikir vermek için on iki günlük bir tavuk embriyonunda, ağırlığı ortalama 1,5 gr çeken ve 50 cm2'lik bir yüzeyi olan korioalantoidiyen zarda bir baştan bir başa yerleşmiş 100 milyon (108) hücre bulunduğunu söyleyelim. Bu zarın sınırladığı boşluğu 100 000 (105) tane grip virüsü enjekte edilirse, 48 saat sonra ortalama 10 milyar (İO10) tane virüs elde edile¬cektir, yani ortalama her hücre 100 (İO2) tane virüs serbest bırakmış olacaktır, oysa başlangıçta bin hücre için ancak bir tane virüs vardır.
Gönderen Unknown zaman: 06:14 0 yorum
Etiketler: çocuk felci, grip mikrobu, grip virüsleri, grip virüsü, mikrop nedir, mikroplar
Virüs nedir? Grip Virüsü Nedir?
Bir virüsün ne yapabileceğini, dağ gelinciğinin burun mukozalarını, farelerin akciğerlerini bulaştırmayı, tavuk embriyonunda çoğalmayı, alyuvarların aglütine edilişini anlattığımız okuyucu elbette bu durumda «Ama virüs nedir? Grip virüsü ne olabilir?» diye soracak.
Bu bölümün başında, bir elli yıldır virüsler üzerine düşünüldüğünü söylemiştik: onlar mikroorganizmalar olarak kabul ediliyorlardı, bildiğimiz mikroplardan çok daha küçüktüler, dolayısiyle mikroskopla görülemezlerdi, çok ince delikli filtrelerden geçebilirlerdi, mikroplar gibi insanlar ve hayvanlara bulaşabilirlerdi, onlarda bulaşıcı hastalıklara sebep olabilirlerdi ve henüz organizma dışında yapma besleyici ortamlarda üretilmeleri başarılamamıştı.
Bu kavrayış bütünüyle yanlış değildir ama son otuz yılın çalışmaları mikroplar (sözgelimi stafilakok, tüberküloz basili) ve virüsler (sözgelimi grip, çocuk felci, çiçek, kuduz virüsleri) arasında varolan ayırımın önemini daha da artırdı ve yalnızca bir boy farkının sözkonusu olmadığını gösterdi. Mikroplar elbette mikroorganizmalardır, yani çok küçük boyutlarda ama canlı bir hücrenin sahip olduğu her şeye, özerk bir metabolizmaya, karmaşık kalıtımsal bir materyele sahip olan canlı varlıklardır, öyleyse gereksindikleri besleyici maddelerle beslenmek şartıyla bağımsız bir hayat sürebilirler.
Oysa, virüsler, ancak çoğalabilirler, üreyebilme yeteneğine sahip oluşlarıyla canlı sayılırlar. Biraz basit bir özetlemeyle, virüslerin üreyebilme yeteneğine sahip büyük moleküller olduğu söylenebilir.
Onlar çoğalma yeteneğine sahiptirler, çünkü bu yeteneği bulaştıkları yani içine dalmış oldukları canlı hücreden (hayvansal yada bitkisel) alırlar. Kendi kendine bırakılınca, en değişik ve en karmaşık besin maddeleriyle yan yana da olsa, bir virüs çoğalamaz ve çabucak ölür; tersine, uygun bir canlı hücreyle (solunum yollarımızın mukozası gibi, tavuk embriyonunun korioalantoidiyen zarı gibi) ilişkiye koyun, o hücreye girer ve orada çoğalır: başlangıçta bir virüs vardır; belli bir süre sonra bulaşmış hücreden, ilkine özdeş yüzlerce virüs çıkar, onlar da başka hücrelerin içine girerler ve bu böylece sürer gider... Çarşıdan alınan bir yumurtanın içine bir gripal virüs süspansiyonu aşılayınız: bu yumurtada yumurta sarısı ve albümin bulunduğu halde —bunlar bakterilerin çoğunun bolca çoğalması için yeterlidir— hiçbirşey olmayacaktır; tersine embriyonlu yumurtaya yani canlı hücreler —embriyonun ve zarın hücreleri— içeren yumurtalar aşılayın, iki üç gün sonra, koyduğunuzun 1 O00-1OO 000 katı fazla virüs elde edersiniz...
Burada bir virüsün canlı olup olmadığını bilmek için araştırmak yararsız gibi geliyor bize: bazı virüslerin (tütün mozayiği virüsü, çocuk felci virüsü gibi) kimyasal ürünler olarak billûrlaş-tırılabilmesi olgusu hayatı tanımlama konusunda kuşkulu olan filozoflara temel bir problem sundu. Viroloji uzmanı bu «hayat» kelimesine uyarlanan tanıma bağlı kurgular karşısında hiç de tutkulu değildir, o bir virüs olan bu büyük molekülde «canlılık» olduğunu, yani virüsün üreme yeteneğini, bu yeteneği virüsün bir canlı hücreden aldığım, onsuz hayatını sürdüremeyeceğini belirlemekle yetinir. Bu canlı hücrede böylece asalak yaşayarak, virüs, sonunda onu öldürür, en azından ağır yaralar ve bu yüzden virüsler hastalıklara sebep olur, bunun içindir ki bunlar bulaşıcı ajanlar olarak kabul edilirler ve incelenmeleri yalnız biyoloji ve kimya uzmanlarına değil, ama hakemlere, veterinerlere, tarım uzmanlarına (bitkilerin de virüsleri vardır) da düşer.
Gönderen Unknown zaman: 05:15 0 yorum
Etiketler: çiçek, çocuk felci, grip, grip nedir, grip virüsleri, grip virüsü nedir, kuduz, mikroplar, tüberküloz, virüs
Virüsler Üzerine
Dağ gelinciği birlikte çalışılmaya elverişli uysal bir laboratuvar hayvanı değildir: tutsakken iyi uyuyamaz, değişik ve pahalı bir besin ister, ısı değişikliklerine çok duyarlıdır ve birçok solunum hastalığına yatkındır. 1934 sıralarında ingiliz yazarları Smith, Andrewes ve Laidlaw da genel olarak en çok kullanılan bir laboratuvar hayvanı olan beyaz fare'ye döndüler. Önce dağ gelinciklerinden «geçirilmiş» insan gribi virüsünün farelere burun içinden aşılanırsa genellikle aşılamadan sonra 5-12 gün arasında öldürücü bir hastalık meydana getirdiğini doğruladılar; bu aşılama sırasında fareler aksırmayı önleyecek ve derin soluk almayla virüslü sıvının bronşlara ve akciğerlere girmesini kolaylaştıracak biçimde eterle dikkatlice uyutulur. Otopsi de farelerin akciğerlerinde fazlaca kan birikimi görüldü: bu akciğerlerden yapılan bir ezme, başka farelere yada dağ gelinciklerine burun içinden aşılandı, bu ezme hayvanlarda gripal hastalığı meydana getiriyordu. Öyleyse, farede grip virüsünü seri halde üretmek mümkündü. 1934'ten beri grip virüsü üzerine araştırmalarda daha çok fare kullanıldı.
Ama grip üzerine araştırmaların yapıldığı servislerde farelere rekabet eden bir başka hayvan tavuk embriyonu'dur. 1931'de amerikan patoloji uzmanları Woodruff, Goodpasture ve Buddingh çiçek ve suçiçeği virüslerinin embriyonlu tavuk yumurtasında yetiştirilebildiğini doğruladılar. Virüsler üzerine ve bağışıklık üzerine birçok değerli çalışması 1960'da Nobel Ödülüyle armağanlandırılmış olan avustralyalı viroloji uzmanı Burnet 1935'de gripal virüsü üretmek için benzer bir yöntem kullanmayı düşündü. Şekil 1, şematik olarak, döllenmiş bir yumurtanın küveze konduktan on gün sonraki embriyonlu halini gösteriyor: yumurtada kendi üzerine bükülmüş olan embriyonun sıvı dolu birçok boşluğu sınırlayan bir o kadar zarla çevrilmiş olduğu görülüyor. Bu zarlar, birbirine karşılıklı bağlanmış canlı hücrelerden meydana gelen çok ince örtülerdir. Bir tavuk embriyonunu aşılamak için kabukta küçük bir delik açmak ve bir şırıngaya takılmış ince bir iğneyi bu delikten içeri sokmak yeter: deliğin yerini ve iğnenin yönünü değiştirmekle, aşılanmak istenen sıvı damlasını şu yada bu zar düzeyine yada onun sınırladığı boşluğa bırakmak mümkündür. Burnet, Melbourne'daki bir grip salgını sırasında önceden dağ gelinciklerinden ayırdığı bir virüsü korioalantoidiyen zara aşıladı: bu virüs tavuk embriyonunu öldürmedi ama aşılandığı zar üzerinde çıplak gözle görülebilen belirgin lezyonlar meydana getirdi. Bu şekilde bulaşmış zar ezilirse ve bu ezme başka yumurtaya aşılanırsa yeniden aynı lezyonlar elde ediliyordu; eğer ezme dağ gelinciklerine yada farelere burun içi yoldan aşılanırsa bu hayvanlarda tipik gripal bir hastalık meydana getiriyordu: öyleyse gripal virüs seri halde özelliklerini yitirmeksizin embriyonlu tavuk yumurtasında üretilebilirdi. Embriyonlu tavuk yumurtasında gripal virüsün üretilmesi son derece önemli bir teknik ilerleme gösterdi ve bu teknik ultra-virüslerin en kesin koşullarda incelenmesini sağlayarak insan ve hayvan hastalıklarının başka birçok ultra-virüslerine uygulandı.
Az bakım isteyen (bütün iş onları yeterince nemlendirilmiş bir etüvde saklamaktır) ve az yer kaplayan embriyonlu yumurtalar elverişli bir laboratuvar materyelidirler. Genel olarak embriyonla tavuk yumurtaları bakterilere ve kendilerine aşılanarak incelenmek istenen yabancı virüslere, laboratuvar hayvanlarından daha az bulaşmışlardır; onların bağışıklık tepkileri zayıftır yada yoktur, öyleyse onlar orada çoğalmaya yetenekli ajanlarla bulaşmaya büyük bir duyarlılıkları olduklarını ortaya koyarlar.
1940'da Burnet grip virüsünün amniyotik boşlukta üretilebildiğini (şekil 1), 1941'de aynı şekilde virüsün alantoidiyen boşlukta üretilebildiğini gösterdi: bunun için döllenmeden on gün kadar sonraki embriyonlu yumurta kullanılıyordu ve bu embriyonlu yumurtadaki embriyon oldukça büyüktü (21 günde civciv çıkar); içinde önemli ölçüde yani santimetre küpünde yaklaşık olarak bir milyar vüris bulunan saydam sıvı elde etmek için, aşılamadan iki üç gün sonra alantoidiyen sıvıyı bir şırıngayla yada pipetle çekmek yeter - yumurta başına yaklaşık olarak 10 cm3 (bir santilitre). Bu, elbette akciğerlerini yada burun mukozasını çıkarmak ve bu dokuları ezmek için bir fareyi yada dağ gelinciğini kurban etmekten daha uygundur. Aynı dönemde Burnet ve başka bilginler gribin akut döneminde hastanın boğazından alınmış bir yıkama suyunun doğrudan doğruya aşılanarak grip virüslerinin ayınlmasıın (5) embriyonlu yumurtanın amniyotik boşluğunda mümkün olduğunu gösterdiler; öyleyse artık dağ gelinciğine, sonra fareye aşılamanın karmaşık evrelerinden geçmek gerekmiyordu: böylece, bir virüs, hastadan alındıktan yalnızca birkaç gün sonra ayırılmış, tanınmış, belirlenmiş olabiliyordu.
Gönderen Unknown zaman: 03:43 0 yorum
Etiketler: akut grip, beyaz fare, dağ gelinciği, grip, grip virüsü, laboratuvar hayvanı, solunum hastalığı, suçiçeği, tavuk embriyonu, virüsler üzerine